You are currently browsing the category archive for the ‘Sansür’ category.

Milliyet’in haberi:

ŞIRNAK‘ın Cizre İlçesi’nde Anadolu Lisesi öğrenciler için yaptırılan kravatların üzerindeki amblemin terör örgütü PKK‘nın elebaşı Abdullah Öcalan‘a benzediği gerekçesiyle, okul müdürü M.H.O. ve kravatları basan esnaf Ş.D. hakkında soruşturma açıldı. Soruşturma üzerine kravatlar toplanırken yeni kravat siparişlerinin gecikmesi nedeniyle okul öğrencileri derslere kravatsız girmeye başladı.

Yine başladık. Geçen senelerde bir de uçaktan giderken PKK amblemi şeklinde sürülmüş tarlayı görüp şikayetçi olan bir vatandaşımız vardı. Çiftçi gözaltına alınmıştı vs. Tanrıların arabaları da neymiş, en kralı var bizde. Uzaydan görünüyor uzaydan. Şu kravatları da çok merak ettim. Amblem nasıl bir insanın suratına benzer diye.

Edit: Taylan baba hızır kılığında yetişti, radikal’de resmi de var, apo’ya hiç benzemiyor.

Reklamlar

Dolaşırken buldum, Mehmedin Kitabı şu adreste var. Korsan kitaba karşıyım ama yarın öbür gün yine yasaklarlar, toplatırlar, bulunsun el altında, hem şimdi gurbette nerden bulalım. Metris Yayınevi’nin affına sığınıyoruz.

Bu arada şu bölümde askerliğini Diyarbakır’da yapmış bir kişi, komandoların ona operasyon sırasında çektikleri videoları gösterdiklerinden bahsetmiş. Videoda komandoların kulak kıkırdağından yaptıkları anahtarlıkları görünüyormuş. Bir önceki postla bağlantılı olarak altını çizmek istedim.

Burdur’da kışlada dandik bir gazino var. Adı niye “gazino” oranın hiçbir fikrim yok, içerde dandik bir kitaplık bir de ufak Cem Yılmaz esprisi gibi televizyon var. Ama işte yapacak birşey olmayıp, aylaklık sonsuza giderken hiç yoktan iyidir deyip daldım içeri. Kütüphanedeki kitapların yarısı Nutuk zaten. Sanki asker kitaba aç kalmış, 30 kişi aynı anda çöküp Nutuk okumak isterse diye yapmışlar.

Neyse orda dikkatimi iki şey çekti. Birincisi kitapların iç kapağında “Toplatılmasına karar verilen kitaplar listesinde yoktur” diye bir damga vuruyorlar, altında yüzbaşı cartcurtun imzası oluyor. (Yanımda götürüp askerde okuduğum Murat Uyurkulak’ın Har kitabına da damga bastırayım mı diye düşünmedim değil yani).  İkincisi de Kürt meselesiyle ilgili bir kitap koymuşlar oraya, belli ki yarı asker yarı profesör takılan bir adam yazmış. Ve benim yarım saatte anlayabildiğim kadarıyla adam bir insan grubunu millet yapan özellikleri sayıp dökerekten ve Kürtler’in bu özellikleri göstermediğini söyleyerekten “Kürt diye bir millet yoktur, Kürtler milletten sayılamazlar” noktasına getirmiş. Bu kişinin kitabının gazinoda durduğunu düşünürsek bu düşünceye çok karşı çıktıklarını zannetmiyorum TSK’nın. Dolayısıyla şöyle tarihi bir sıralama yaparsak TSK’nın Kürt sorununa yaklaşımının nasıl değiştiğini görebiliriz.

t=0 “Kürt diye birşey yoktur, onlar dağda gezen Türkler, kara basınca kart kurt diye sesler çıkıyor ondan ya”

t=1 “Kürt kökenli insanlar vardır ama Kürtler millet sayılamazlar”

t=2 “Kürtçe diye bir dil vardır, Kürt diye bir millet vardır ama Kürtçe eğitim vatanı böler”

Başlıkta ÖSS usülü anlatım hatası yaptım, ama o sizi denemek için.

O değil de kapatmışlar ya. MÜYAP dava açtı kapattırdı deniyor. Ama o da bir noktada spekülasyon. Artık yalama olduk, kapatmanıza birşey diyemez olduk, ama insan yerine koyun da bizi niye kapattığınızı söyleyin. Bu kadar zor mu lan? Merak ettim işte, merak etmek de mi suç lan? Bu da mı gol değil hakim bey, bu da mı ofsayt?

Kürt açılımı bitince interneti de açsınlar. Allahına gurban.

Bloomberg’in haberinden aldım. Amerika’daki blogcu kardeşlerimizden bazıları bloglarında yazdıklarından dolayı kendilerine dava açılması durumunda avukat masraflarını ve hukuki cezaları kapsayacak sigortalar satın alıyorlarmış. Bazıları parayı basıp sigortayı alırken, bazıları da inat edip dik duruyorlarmış. O değil de blogculara dava açılırsa bunu savunmanın masrafı beşbin ile yüzbin dolar arasında değişir diyorlar. Yuh. Türkiye’de hapise giren, ceza alan blogcu var mı bilinen acaba?