You are currently browsing the category archive for the ‘Türk Silahlı Kuvvetleri’ category.

Tokat’ta PKK yedi askeri öldürdü, Türkiye birbirine girdi. Kan kokusunu alan köpek balıkları tur atmaya başladılar. Belki olayın yankıları DTP’nin kapatılma davasında bile etkili oldu. Açılımı sonuna kadar destekleyenler bile bir anda kendilerinden şüphe etmeye başladılar. Peki yeri göğü yerinden oynatması gereken bir olay mıydı yedi askerin öldürülmesi?

HAYIR.

Bursa’da maden ocağında 19 işçi öldü bugün, Tuzla’da tersanelerde aylık dergi gibi ölüm haberi basıyorlar. İstanbul’da trafik kazasında en az 7 kişi ölmüştür bu hafta. Peki Tokat’taki askerlerin ölümü daha mı kıymetli bu diğer ölümlerden? En azından askerlerin kendilerini savunma şansı vardı, en azından askerliğin ölüm riski taşıdığı biliniyordu, en azından bazılarının piskopat inanışlarına göre mekanları cennette boğaz manzaralı villa oldu.

Sonuç olarak diyeceğim şudur: yedi tane genç ölmüş, geçmiş olsun, beni de çok üzdü ama yapacak birşey yok. Ölümün günlük hayatın parçası olduğu manyak ülkemde yedi rakamı çok büyük birşey ifade etmiyor. Bu memleketin geleceği, halklarının kardeşliği, çocuklarımızın insanca yaşayabilmesi söz konusu olduğunda kaybolan onbinlerin yanında yedi kişi öldürüldü diye ülkenin seyri değişmemeli. Kimin nasıl neden yaptığı belli olmayan saçma bir cinayetle ülkemin rotası savrulmamalı.

Yedi değil yedi bin cana kıyılsa da açılımdan, kardeşlikten, barıştan vazgeçilmemeli. Çünkü vazgeçilirse, bunun faturasını binlerle değil milyonlarla öderiz.

Reklamlar

Ne zamandır draft duruyor, kafayı toparlayıp da yazamadım bir türlü. Bu serinin devamı geleceğini düşündüğüm için numaraladım başlığı. Sürekli tekrarlanıp, yine de anlamlarını yitirmeyen, her telafuz edildiğinde yavru demokrasimizin altını biraz daha oyan lafları sıralamak geldi aklıma. Tam yerine denk gelince ardına bir de manzara koydum.

  • “Çanakkale’de Türk Kürt beraber savaştık”

Emekli tümgeneral, kansız insan Osman Pamukoğlu‘nun bomba açıklamalarıyla yeniden gündeme gelen bir söz bu. Normalde bu lafı edenler, Türk – Kürt beraber savaştık, o zaman ayrılık yoktu. Şimdi PKK, terör vs aramıza nifak tohumları sokuyorlar diye devam eder. Kimse demez ki madem beraber savaştık, Kürtler’in var olduğunu bile niye o kadar sene kabul etmedik. Niye adamların ismini bile yasakladık. Ama Osman Pamukoğlu ve onun türevleri olayı bir adım daha ileri götürmüşler, Çanakkale’de Kürtler yoktu diyorlar. Sanki olduklarını düşündüğümüz zaman onlara büyük mükafat verdik de olmadıklarını anlayınca madalyalarını geri alacağız. Boş laf parayla değil. Yürü be Osman, Anzaklar’ı gömdüğümüz yere Kürtler’i de gömelim.

  • “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yıpratmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir”

Dışardan kimsenin müdahale etmesine pek gerek yok aslında TSK’yı yıpratmak için. Milletin biraz gözü açıldıkça, medya (çoğu zaman Taraf gazetesi) biraz araştırdıkça TSK kendi kendinin kuyusunu kazıyor zaten. Eline pimi çekilmiş bomba verilen askerin kaza diye yutturulmaya çalışılması, ortaya çıkan darbe günlükleri, Ceylan Önkol’un açıklanamayan ölümü, Aktütün’ün bilindiği iddiaları, Jitem cinayetleri… Daha uzar bu liste, TSK bu kafayla giderse kendi bindiği dalı keser. Yürü be TSK, aşınmayan yıpranmayan bir tek Allah var.

Bence bu cümlenin içinde gizli aslında MHP’nin çaresizliği. MHP kuruluşundan beri, üretmeye yaratmaya pozitif katkı yapmaya çalışan bir parti olmadı. Kendisini tanımlarken hep başkasını karşısına alarak, farklarını ortaya koyarak öne çıktı. Mesela önce komünizm vardı. Komünizmin iyi veya kötü bir ekonomik düşüncesi, bir sosyal planı varken, MHP’nin elinde anti-komünist olmasından başka elle tutulur bir fikir yoktu. Sonra terör tekrar gündeme geldi, Apo yakalandı, süreç normalleşmeye başladı. MHP’ye yeniden gün doğdu, karşı çıkabileceği, kavga edebilecek bir odak noktası bulmuştu ne güzel. Gelsin oylar, gelsin milletvekilleri.

Velhasıl, MHP’ye bakınca Beşiktaş’ın eski savunma oyuncusu Rahim Zafer’i hatırlarım. Kademeye güzel girerdi, sağlam top keserdi ama sonra o topla ne yapacağını bilemezdi. MHP’de böyle işte, bozmaya, yıkmaya, kırmaya, protestoya gelince en kral onlar, iki pas yap, bir oyun kur, bir vizyon geliştir derseniz: TISSSSS. Bu kafayla MHP hep birilerine yanıt verir, tepki koyar. Yürü be Devlet, en sert tepkiler senin olsun.

  • “Terörle mücadelemiz artan bir kararlılıkla devam edecektir”

Örnek: Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ, “Güvenlik kuvvetlerimizin tek görevi vardır, o da teröristleri bulup etkisiz hale getirmektir. Bu görev, önümüzdeki dönemde artan bir kararlılık ve şiddetle devam edecektir” dedi.

25 senedir artan bir kararlılık mevzu bahis. Fizikte yüksek bir yerden atılan bir cisim bile bir yerden sonra ivmelenmeyi keser, bir son hıza ulaşır ve o hızda kalır. Ama bizim TSK’nın kararlılığı sürekli gaza basıyor, sürekli coşuyor, kabına sığmıyor, siyasete taşıyor. Yürü be İlker, kararlılık senin köpeğin olur.

Devamı gelecek.

12 Eylül öncesinde bizimkilerin ikisi de İstanbul Üniversitesi’nde okumuş.  İdeolojik sohbetlere girmiyoruz olaylar üzerine ama sıra geçmişe uzanıp bir iki anektod anlatıyorlar. Olayların iç yüzünü, insani boyutunu yansıtıyor bu hikayeler. Aklıma gelen bir iki tanesini anlatıyorum, ilerde belki videoya filan kaydederim, iyice konuştururum bizimkileri.

Bunu annemden dinledim. O da üniversitedeki bir kız arkadaşından duymuş. Bunların grubunda bir eleman varmış, herifte boy pos kocaman birşeymiş. Annemin arkadaşının anlattığına göre, bu grup yolda yürürken okuldan bildikleri komünist bir öğrenciyi görmüşler. Sayıca da üstünler, başlamışlar herifi iyice dövmeye. Annemin arkadaşı, sonra bu büyük elamanın komünisti üst geçitten aşağı attığını bizzat görmüş. Adam öldü mü kaldı mi belli değil tabii. Sonra bu kocaman adam, gruptan başka bir kızla evleniyor. Çocukları oluyor. Adam sonra vefat etmiş. Çocuk da benim yaşlarımda fiziksel özürlü. Annem ben hep o üst geçitten attığı adama bağlarım o çocuğun özürlü olmasını diye bir karma teorisi sunmuştu.

Bunu babamdan dinledim. Babamlarla beraber kalan bir eleman varmış. Babam çok severmiş elemanı, çok sempatik bahseder. İşte bu elemanın aile fakirmiş, memleketten parası gelmezmiş, utanırmış söyleyemezmiş. Babamlar aralarında para toplar, yardım ederlermiş. Sonra elemana köyden yağ bal geldiğinde elaman herkese ikram edermiş. Böyle sevecen bir ortamla tasvir ediyor babam. Sonra diyor babam, çocuk sonunda bitirdi fakülteyi, tam diplomayı almaya giderken komünistler vurdu öldürdü.

Bunu da babamın bir arkadaşından dinledim. Biraz daha az trajik bir hikaye en azından. Babamın arkadaşı bir gün gezerken İstanbul’da, komünist bir gruba denk gelmiş. Elemanlardan bir tanesi bunu tanımış okuldan, dalmışlar bizim adama, güzel bir pataklamışlar. Sonra bir gün üniversitede giderken babamın arkadaşı, yanında başka bir elaman varken, kendini döven gruptan bir adamı tek başına görmüş, gözüne kestirmiş. İki kişi çökmeye gitmişler adama. Adam bunlara “kalem çekmiş”, ilerde kapının girişinde polisler varmış, onları gösterip şimdi bana dalarsanız polisler hepimizi alır içeri yarın sınav vs var, hepsini kaçırırız demiş. Babamın arkadaşı ben yine de dalacaktım ama yanımdaki herif koftiydi, ona güvenemedim diyor. Kavga etmeden dağılmışlar.

İşin asıl pis tarafı bu hikayelerin iki tarafındaki adamların, ülkücü komünist olsun, şu anda Türkiye’nin düzgün işlerde çalışan, bir yerlere gelmiş insanlar olmasi. Birisi savcı, birisi doktor, birisi mühendis vs olmuş. Ondan sonra bir araya gelince şimdi eski günleri yad ediyorlar. Herşey güzel, arada kaynayıp ziyan olanlar hariç.

Gazetelerin hangisinin Ceylan Önkol’un ölümüne ne kadar yer verdiğine bakarken Hurriyet’te gördüm. Haber DHA kaynaklı, heralde olayın hemen sonrasında konulmuş olacak. Bu kadar da beceriksizlik olmaz ki ya.

DİYARBAKIR’ın Lice İlçesi’nde, yerde bulduğu cismin kurcalarken elinde patlaması sonucu 13 yaşındaki Ceylan Önkol, yaşamını yitirdi.

Lice’nin Şenlik Köyü Hambat Mezrası yakınında oyun oynayan Ceylan Önkol, arazide bir metal cisim bularak kurcaladı. Önkol, cismin patlaması sonucu olay yerinde yaşamını yitirdi. Jandarma olay yerinde inceleme yaparken, olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Videoda birisi “Biz hayvan değiliz biz insanız” diye bağırıyor. Ne diyebilirsin ki?

müzahir Ar. mu©¥hir

sf. (müza:hir) esk. Arkalayan, destekleyici, arka çıkan, yardımcı.

Güncel Türkçe Sözlük

Ceylan Önkol 28 eylülde öldürüldü. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı Kavak, Ceylan öldükten dört gün sonra keşif yaptı. Cinayetten tam dört gün dört gece sonra. Otopsi işlemleri de bilmem ne kadar uzaktaki Abalı Jandarma Karakolu’nda yapılmış. 10 yaşındaki çocuk bile CSI izliyor artık, parçalanan ceseti battaniyeye sarıp bilmemkaç kilometre öteye taşıyıp otopsi yapılır mı? Cinayetten 96 saat sonra bölgede araştırma yapılır mı?

Başsavcı Durdu Kavak ne demiş:

Teröre müzahir bölge olan olay yerinde gerekli güvenlik önlemleri alındıktan sonra dün (önceki gün) Lice Cumhuriyet Savcısı tarafından Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nde görevli iki patlayıcı madde uzmanıyla birlikte mahallinde keşif yapılmıştır.

Kavak dün yaptığı açıklamada patlamanın meydana geldiği yerin “teröre müzahir” (Arkalayan, destekleyici, arka çıkan, yardımcı) bölge olduğunu belirterek otopsi işlemlerinin Lice Cumhuriyet Savcısı tarafından, doktor eşliğinde ve aynı gün olay yerine en yakın kurum olan Abalı Jandarma Karakol Komutanlığı’nda yapıldığını belirtti.

Başsavcının açıklamasında açık herşey aslında. Lice’nin Şenlik köyüne gereken mesaj gitmiş. Teröre arka çıkan, destekleyen bölge denmiş köy için, siz teröristsiniz denmiş. “Bloody Sunday” filminin son sahnelerinin bir tanesinde barışçı protestoyu savunan politikacı Ivan Cooper’a sorarlar, 13 sivilin öldüğü olaylardan sonra IRA’ya katılmayı düşünen gençlere ne diyeceksiniz diye. O da bugün onlara vaaz veremem artık der. Yarın Lice’nin Şenlik köyüne kim kızabilir neden teröre müzahir oldunuz diye.

Üsteğmen Ali O.’nun komutanlık saatinde yaptığı birtakım bomba konuşmalardan şu postta bahsetmiştim, not defterime bakarken bir iki noktayı atladığımı hatırladım. Onları da ekliyorum.

“Misyonerlik faaliyetleri en çok üniversite ortamlarında yapılıyor. Gençlere erkekli kızlı ortamlar ayarlıyorlar, zaten gençler ne varsan alıyor. Amaç Türkiye’yi uzun vadede yıkmak.”

“Amerikan filmlerinde kilise, Amerikan bayrağı, ABD başkanını gösterince bu filmlere vergi indirimi yapılıyor”

“Mesela filmde Rambo ne yapıyor, bizim din kardeşimiz Afganları öldürürken biz Rambo’yu tutuyoruz.”

Misyonerlik faaliyetinden TSK’ya ne? Türkiye’nin dinine siz mi bakıyorsunuz. Onu geçtim, ABD’de sinema sektörü için böyle bir vergi mevzuatı olduğunu hiç zannetmiyorum. Onu da geçtim, o bahsedilen filmde ( bkz. Rambo III), Rambo Afgan kankalarıyla beraber Ruslar’a dalıyor. Mücahitler, Rambo’yu kurtarıp bağırlarına basıyorlar filmin sonunda. Bir beraber bayram namazı kılmadıkları kalıyor. Boş keseden sallamaya gelince on puan on puan TSK şampiyon, sonra “güçlü ordu güçlü türkiye”, yok ya.

Dolaşırken buldum, Mehmedin Kitabı şu adreste var. Korsan kitaba karşıyım ama yarın öbür gün yine yasaklarlar, toplatırlar, bulunsun el altında, hem şimdi gurbette nerden bulalım. Metris Yayınevi’nin affına sığınıyoruz.

Bu arada şu bölümde askerliğini Diyarbakır’da yapmış bir kişi, komandoların ona operasyon sırasında çektikleri videoları gösterdiklerinden bahsetmiş. Videoda komandoların kulak kıkırdağından yaptıkları anahtarlıkları görünüyormuş. Bir önceki postla bağlantılı olarak altını çizmek istedim.

Öncelikle parçalanmış ceset görüntülerinden rahatsız olacak arkadaşlar aşağıdaki resimlere lütfen bakmasınlar.

 

İnternette Kürt sorunu ile ilgili araştırma yaparken, American Kurdish Information Network (AKIN) websitesinde çok ciddi bir iddiaya rastgeldim. Sitede şu sayfada yer verilen iddiaya göre, Nisan 1995’te Hakkari Dağ ve Komando Tugayı’na mensup askerlerin öldürdükleri dört tane PKK militanının parçalanmış cesetleriyle fotoğraf çektirdiği öne sürülüyor. Sayfadaki küçük resimler açılmadığı için büyük versiyonlarını bu yazının sonuna ekledim.

Fotoğrafların yayımlandığı haftalık gazetenin ismi “The European”, o bu gazete mi kesin emin değilim ama vikipedi’de şöyle bir bilgi var bu gazete hakkında.

Son olarak şunu kesinlikle belirtmem lazım: bu resimlerin denilen şartlar altında, askerler tarafından çekildiğine dair bir kanıt yok, fotoğrafların orjinal olup olmadığını belirleme imkanı da yok. Fotoğraftakilerin gerçek asker veya PKKlı olduğunu da kesin olarak bilmiyoruz. Bunları bu blog’a koyarken sadece bu iddianın ciddi bir suçlama olduğunu ve daha çok insanın bundan haberdar olması gerektiğini düşündüğüm için koyuyorum. Haberin içeriğinin doğruluğu veya yanlışlığı konusunda hiçbir fikir belirtemiyorum.

 

photo1

photo2

photo3

photo4

photo5

photo6

photo8

2007 senesinde Türkiye’nin ordu mevcutu ve silah ithalatı hakkında bir post yazmıştım. Meraktan geri dönüp baktım, kaynaklardaki rakamları güncellemişler mi diye. Daha önce gözümden kaçmış bir iki önemli nokta farkettim ve paylaşmak istedim:

Amerikan Bilimadamları Federasyonu‘nun yayımladığı bu raporda terörle mücadele esnasında 3000 kadar köyün boşaltıldığı, 500 bin ila 2 milyon arası insanın zorunlu göç ettirildiği ve terörle mücadelenin 1999’a kadar olan faturasının 120 milyar dolar olduğu yazıyor.

Bu linkte Türkiye’nin 1999’dan başlayarak 8 sene zarfında 145 saldırı helikopteri almak istediği ve bunun masrafının 3.5 milyar dolar olduğu yazıyor. Saldırı helikopterinin fiyatı 24 milyon dolar civari birşeye geliyor, ki yine bunlar 1999 fiyatları. Bu bağlantıda ise 2003 yılında Amerikan İhtalat İhracat Bankası’nın Türkiye Cumhuriyeti’ne 8 adet Sikorsky S-70B Seahawk ve 6 adet UH-60 Black Hawk Helikopteri alması için 324 milyon dolar borç vermeyi kabul ettiği yazılmış. Burdan da yine 23 milyon dolar civarına geliyor helikopterin tanesi. Ee fiyatlar ortada, helikopter yerine askeri riske atmak ekonomik olarak mantıklı, hem asker ölürse şehit oluyor, o da çok büyük bir mükafat, teşekkür bile etmesi lazım TSK’ya.