You are currently browsing the category archive for the ‘Dövizli Askerlik’ category.

Üsteğmen Ali O.’nun komutanlık saatinde yaptığı birtakım bomba konuşmalardan şu postta bahsetmiştim, not defterime bakarken bir iki noktayı atladığımı hatırladım. Onları da ekliyorum.

“Misyonerlik faaliyetleri en çok üniversite ortamlarında yapılıyor. Gençlere erkekli kızlı ortamlar ayarlıyorlar, zaten gençler ne varsan alıyor. Amaç Türkiye’yi uzun vadede yıkmak.”

“Amerikan filmlerinde kilise, Amerikan bayrağı, ABD başkanını gösterince bu filmlere vergi indirimi yapılıyor”

“Mesela filmde Rambo ne yapıyor, bizim din kardeşimiz Afganları öldürürken biz Rambo’yu tutuyoruz.”

Misyonerlik faaliyetinden TSK’ya ne? Türkiye’nin dinine siz mi bakıyorsunuz. Onu geçtim, ABD’de sinema sektörü için böyle bir vergi mevzuatı olduğunu hiç zannetmiyorum. Onu da geçtim, o bahsedilen filmde ( bkz. Rambo III), Rambo Afgan kankalarıyla beraber Ruslar’a dalıyor. Mücahitler, Rambo’yu kurtarıp bağırlarına basıyorlar filmin sonunda. Bir beraber bayram namazı kılmadıkları kalıyor. Boş keseden sallamaya gelince on puan on puan TSK şampiyon, sonra “güçlü ordu güçlü türkiye”, yok ya.

Reklamlar

Burdur’da kışlada dandik bir gazino var. Adı niye “gazino” oranın hiçbir fikrim yok, içerde dandik bir kitaplık bir de ufak Cem Yılmaz esprisi gibi televizyon var. Ama işte yapacak birşey olmayıp, aylaklık sonsuza giderken hiç yoktan iyidir deyip daldım içeri. Kütüphanedeki kitapların yarısı Nutuk zaten. Sanki asker kitaba aç kalmış, 30 kişi aynı anda çöküp Nutuk okumak isterse diye yapmışlar.

Neyse orda dikkatimi iki şey çekti. Birincisi kitapların iç kapağında “Toplatılmasına karar verilen kitaplar listesinde yoktur” diye bir damga vuruyorlar, altında yüzbaşı cartcurtun imzası oluyor. (Yanımda götürüp askerde okuduğum Murat Uyurkulak’ın Har kitabına da damga bastırayım mı diye düşünmedim değil yani).  İkincisi de Kürt meselesiyle ilgili bir kitap koymuşlar oraya, belli ki yarı asker yarı profesör takılan bir adam yazmış. Ve benim yarım saatte anlayabildiğim kadarıyla adam bir insan grubunu millet yapan özellikleri sayıp dökerekten ve Kürtler’in bu özellikleri göstermediğini söyleyerekten “Kürt diye bir millet yoktur, Kürtler milletten sayılamazlar” noktasına getirmiş. Bu kişinin kitabının gazinoda durduğunu düşünürsek bu düşünceye çok karşı çıktıklarını zannetmiyorum TSK’nın. Dolayısıyla şöyle tarihi bir sıralama yaparsak TSK’nın Kürt sorununa yaklaşımının nasıl değiştiğini görebiliriz.

t=0 “Kürt diye birşey yoktur, onlar dağda gezen Türkler, kara basınca kart kurt diye sesler çıkıyor ondan ya”

t=1 “Kürt kökenli insanlar vardır ama Kürtler millet sayılamazlar”

t=2 “Kürtçe diye bir dil vardır, Kürt diye bir millet vardır ama Kürtçe eğitim vatanı böler”

Dövizli askerlik tefrikalarımdan hala sıkılmayanlar için yazıyorum, kafam da güzel ama olsun. Parmaklar dans etsin ahenkle klavyede.

Şimdi askerde şöyle bir pis durum var, konu yer zaman ne olursa olsun, saçma birşey yaptırıldığında komutanlar “bu da bir eğitimdir” diye olayın içinden çıkabiliyorlar. Mesela bizde askerin bir tanesi ipin ucunu kaçırmış yağlı ballı konuşuyordu üsteğmenle, sonra iş zıvanadan çıktı, teğmen de 40 yaşındaki adamı yüz metre süründürdü. Ama asker mentalitesi içinde bu ceza değil, bir eğitim olarak görülüyor.

Örnekleri çoğaltmak gerekirse mesela çavuşlar lüzumsuz bir şekilde erkenden sıraya dizmiş herkesi, içtimada güneşin altında yarım saat subayın gelip sayı almasını bekliyorsun. “Bu iş niye böyle oldu komutanım, bizim günahımız ne?” dersen cevabın belli “bu da bir eğitimdir”. Bu noktada eline el bombası verilip ölen askeri eğitim zayiatı olarak göstermelerini yadırgamıyorum, çünkü onu yapan subay adamı eğitmek amacıyla pimi çekilmiş bomba veriyor, çünkü ne de olsa “o da bir eğitim”.

Bu lafın bu kadar mantığa ters ve gerçekle örtüşmeyen kullanımı aklıma arbeit macht frei‘i getirdi.

Benzetmek gibi olmasın (veya olsun), mesela kampta şöyle bir konuşma geçmiş olabilir.

Yahudi esir: Çavuşum şimdi biz buraları kazıyoruz, taşları kırıyoruz, bizim suçumuz ne, bu ceza niye?

Nazi subayı: Teessüf ederim, ceza ne kelime, bu da bir eğitimdir, arbeit macht frei koçum benim arbeit macht frei.

21 gün esnasında en son hafta vakit geçsin diye konferanslar yapıyorlar. Konular standart ve Türkiye’de ilkokul eğitimi almış her Türk gencinin ezbere bileceği şeyler. Biraz indoktrinasyon, biraz eğitim, bolca da vakit geçirme adına yapıyorlar işte. İçeriği görseniz gözünüzden iki damla yaş gelir. Onlara da geleceğim zaten.

Günlerden salı, konferans salonuna topladılar bizi. Öğle yemeğinden sonra, zaten hayvan gibi uyku bastırmış. Konu “Kurtuluş Savaşı”. Konferanstan bomba laflar vermek gerekirse:

  • “Erkeğin cesur, kadının iffetli olması insanı yükselten meziyetlerdir”
  • “Türkler öldürebilir ama asla mağlup edilemezler – Napolyon”
  • “Avrupa için Sevr dosyası kapanmamıştır. Bu din ve ırklar savaşıdır. Zira bu dosyada Avrupa’nın hedefleri saklıdır”
  • “Türkler bir ırk ve millet olarak, haysiyetiyle yeryüzünün en şerefli insanlardır – Lamartine” (Bu arada bu kısımda yalan yok heralde burada Türkler’in düşmanı olmak, insanlığın düşmanı olmaktır gibi bir laf sarfetmiş Fransız tarihçisi Alphonse de Lamartine)

Onun da ötesinde asıl komik olan kısmı, salona girer girmez konferansın konusunu (Kurtuluş Savaşı) görünce, yanımdaki arkadaşıma dönüp konferansta “Sevr ölü doğmuş bir antlaşmadır” lafı geçerse baklavanı alırım, demezlerse baklava senin dedim. O akşam yemeğinden sonra öyle tatlı tatlı yiyordum ki o baklavayı. Boşuna mı okuduk o kadar tarih dersini lisede. Sizin ciğerinizi biliyorum lan.

Öncelikle farkettim ki süper gözlem yapmışım askerdeyken, kendimi tebrik ediyorum.

Askerde internet kafe misali bir mekan bile vardı, kapıda bazen sıra vs oluyor da genelde insanın işini görüyor. Yarım saati 25 kuruş gibi bir fiyatı var cüzzi.

İnternette bir şekilde msn messenger vs gibi hizmetlere girilmesine rağmen facebook’a girmeye çoğu bilgisayarda izin vermiyor. Akınsoft diye bir filtre tarzı program kullanıyorlar hatta. Nitekim internet odasına bakan askerle, interneti kullanan bir dövizli asker arasında şu sürreel konuşmaya şahit oldum:

Dövizli Asker: Hocam benim bilgisayar facebook’a girmiyor, onu açabilir misin?

İnternetçi Asker: Hayır facebook yasak. (Herkese) Arkadaşlar facebook yasak, o siteye bilgisayarınız girse bile siz girmeyin

Dövizci Asker: Niye yasak ki?

İnternetçi Asker: Uzun bir tarihçesi var.

Bu konuşmayı direk not almıştım, aynen böyle cereyan etti, uzun bir tarihçesi var dedi internete bakan asker. Ve yüzde yüz ciddiydi adam bunu derken. Hehehe.

Askerlik anılarım devam ediyor, gören de 18 ay yaptım sanacak. Ama olsun, bedelli askerlik devletin bana verdiği bir haktı, keşke imkanım olsa da 18 yıl askerlik yapsaydım. Hehe.

Burdur 58. Piyade Eğitim Alayı’nın kantininde kitap da satılıyor. İşte TSK’nın kantininde satılmasını uygun gördüğü kitapların listesi:

  • Nutuk – Ulu Önder Süper İnsan Yüzyılın İnsanı Pokemonlar Sultanı Mustafa Kemal Atatürk
  • Diriliş – Turgut Özakman
  • Şu Çılgın Türkler – Turgut Özakman
  • Ermeni Tehciri – Sürgünden Soykırıma – Yusuf Halaçoğlu
  • Çankaya – Falih Rıfkı Atay
  • Tarihimizle Yüzleşmek – Emre Kongar
  • Ateşten Gömlek – Halide Edip Adıvar
  • Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri (Yedi cilt) – Genelkurmayın kendi yayını

Ne diyelim allah mutlu mesut etsin, kitaplarda bir kendin çal kendin oyna havası sezmemek elde mi? Ayrıca genelkurmay ermeni meselesine niye müdahil oluyor, niye bu konuda en ufak bir bilgi sahibi olduğunu iddia ediyor ki? Tarih araştırma komisyonu mu bizim askeriyemiz? Ben bilmiyorum da genelkurmayın ermeni soykırımıyla ilgili arşivleri açık mı?

Askerlik sırasında konuşma yapan Burdur 58. Piyade Eğitim Alay Komutanı Albay Mehmet Hayta bir konuşmasında askerliğin ne kadar iyi, güzel, yahşi bir şey olduğudan bahsediyordu. Orda lafı geçti, isteyen özürlü vatandaşlarımıza bir günlük temsili askerlik gibi birşeyler ayarlıyorlarmış. Üniforma giydirip, yalandan bir eğitim, yemin, geçit töreni derken adamları da asker yapıyorlarmış. Albay orda gençlerin asker üniformasını giyince gözlerinin parladığından, nasıl da gururlandıklarından bahsetti.

Görüldüğü üzere özürlü olmak da yetmiyor, illa ki adamı bulup bir şekilde giydiriyorlar o üniformayı. Pasif eşcinsel olup fotoğraf ve muayene ile bunu kanıtlamak şu ana kadar göze çarpan tek kaçış yolu. Radikal’ın pembe tezkere üzerine geçen ay çıkardığı yazı şahane bu arada.

İnternetten bununla ilgili birşeyler ararken bir habere rastladım. Bu bir günlük programdan yararlanmış olan özürlü bir arkadaşımız askerlik şubesine dilekçe  vermiş, gerekirse askere gitmeye hazırım bu böyle biline demiş. Ufak alıntılar kendisinden, gülelim eğlenelim diye:

Mehmet Kara’nın dilekçesinde şunlar yazıyor: “Ben özürlü olduğum için askerlik yapamadım. Ama sizlerin bizim askerlik özlemimizi gidermek için 30 Mayıs 2002’de bir günlük askerlik yapmıştım. Orada sizlere ve Türk halkına bir söz vermiştim. İşte o gün geldi sözümü tutmak istiyorum. Eğer bu sözümü yerine getiremeyeceğimi düşünüyorsanız, Kurtuluş savaşında dedelerimizin büyük bir bölümü özürlüydü. Bu halde devletimizi düşmandan kurtararak Cumhuriyetimizi kurdular. Ben savaşmak ve şehit olmak istiyorum. Türk-Kürt diye ayırarak birbirimizi kırdırmaya, kardeş kanı dökülmesine izin vermemek için gerekirse askerlik yapmak istiyorum.”

Şimdi askerde şöyle çok özel bir fenomen var, o da herşeyin üzerine bir etiket yapıştırılıp ya ismi konuluyor ya nesnenin işleviyle ile bir mesaj veriliyor ya da yine nesneden yola çıkılarak bir özlü söz yazılıyor nesnenin sağına soluna. Örnek vermek gerekirse:

  • Pencerelerin üzerinde “havalandırma” yazıyor. Lan bildiğin pencere işte, ne işe yaradığını ben bilmiyor muyum? Yatakların, dolapların, yemekhanedeki sandalyelerin numarası var, ona göre manga sırasına göre kullanılıyor. Ağaçların numaraları var, o ne işe yarar bilmiyorum ama birşey olursa ağaçcağıza tutanak tutarken kolay olsun diye herhalde.
  • Mesela içtima alanında taşın toprağın içinde sürreel bir boy aynası var, üzerinde “kılık kıyafetini düzelt” yazıyor. Muhaha sanki ben aynaya “ayna ayna var mı benden daha güzeli?” diye sormuşum, o da “önce kendine bir çeki düzen var sonra gel karşıma” diye ayar vermiş.
  • Lavaboların bir tanesinde muslukların üzerinde “Tarladaki başaklar, kundaktaki çocuklar su bekliyor” yazıyor. Hehehe kundaktaki bebe vs diyince ister istemez kapatacaksın zaten o musluğu da bu kadar dramatik olmaya gerek yok, zaten kapatacaktım ben o musluğu. Ne de olsa milli servet.
  • Bak şimdi hatırladım, sağda solda bildiğimiz tahta sopalar var duvara asılı. Açıklama olarak “elektrik akımına kapılan kişiyi elektrik akımından ayırmaya yarar” diyor. Lan sanki adamı nerde elektrik çarpacağı belli, tam o noktalara asmışlar sopaları. Olsa olsa bizim eşşeklere şaka malzemesi olur ondan.

Askere gidince imzalatılan formlar arasında “Emniyet ve Kaza Önleme Özel Talimatı (tek er için)” başlıklı bir kağıt var. Tam tamına 70 maddeden oluşuyor ve yapılırsa kazaya sebebiyet verebilecek durumlarla ilgili. Çok seveceksiniz. Mantıklı olan maddeleri atlıyorum, scanner bulursam bir yerden bir gün hepsini koyarım. Bu arada iki sene kadar önce galiba 63 maddeymiş, sonradan terakki etmişler, arkadaşın blogunda var eskisinin özeti. Maddelerden sonra konuyla ilglili yorumlarımı ekledim parantez içinde.

  • 8. Dolu tüfekle, tüfek emniyette olsa dahi şaka yapmayacağım.
  • 9. Dolu veya boş tüfeği kesinlikle arkadaşıma doldurup tetik düşürmeyeceğim.
  • 11. Eğitimde tüfek ve kasatura ile kesinlikle şaka yapmayacağım. (Bu üç maddeye ve yüz bin kez ikaz edilmemize rağmen silahlıktan yemin merasimine götürmek için G3 tüfeği alan Urfalı arkadaşın ilk yaptığı hareket “eueue vurayım mı lan seni” diyip silahı bana çevirmek. Adama laf anlatayım diyorum ama laf anlayacak hali mi kalmış, DNA’sında var adamın silahla şaka)
  • 15. Morali bozuk stresli arkadaşlarımı en yakın amirimi bildireceğim. (Bu moralsizlik, intihara sürekleyebilecek davranışlar konusunda askerde hassaslar epey. Hatta telefon kulübelerinin orda ayrı bir telefon var, piskolojik danışma hattı tarzı birşeyi aramak için. Komutanlar da sürekli “bir derdiniz varsa gelin anlatın” diyorlar. Askerilk olmasa büyük ihtimalle o problem de olmaz ama neyse, yine de sezar’ın hakkı sezar’a.)
  • 16. Çıplak kablo ucu veya kopmuş tele rastladığımda kesinlikle dokunmayacağım ve en yakın amirime bildireceğim.
  • 17. Prizlere tel, çivi, kasatura ucu, harbi vb. cisimler sokmayacağım.
  • 29. Yanık sigarayı görev odasına ve pencereden dışarı atmayacağım.
  • 32. Terli terli su içmeyeceğim. (Annem de mi militaristte be!)
  • 35. Yüzme bilsem dahi, deniz, gölet veya her türlü akarsuya rütebeli personal başında olmadan ve izinsiz girmeyeceğim.
  • 37. Hamamda arkadaşlarımla şaka yapmayacağım. (Bu şaka temasına dikkat, kimse demesin ki TSK askerlerine “eşşek şakası yapmayın” diye uyarıda bulunmuyor)
  • 38. Kalorifer kazan dairesine inip vanalarla oynamayacağım. (Bu kırk yıl düşünsem aklıma gelmez, öyle bir daire var mı, varsa nerdedir, kimsenin bildiğini de zannetmiyorum. Ayrıca şaka bile değil niye oynuyorsun ki vanayla)
  • 40. Kesici, delici, küt cisim ve malzemelerle şaka yapmayacağım.
  • 43. Parasızsam amirimden isteyeceğim.
  • 44. Araçların yakınında ve altında yatmayacağım.
  • 55. Et kıyma makinesini kullandığımda et emniyet hunisini takarak, tahta ve tokmakla etleri iteceğim.
  • 56. Emniyet hunisi takmadan ve tahta tokmak olmadan et kıyma makinesini kullanmayacağım. (Et kıyma makinesine 2 madde ayrılmış. Herhalde tek maddeyken sorun çıkmaya devam etti, konuya eğilme ihtiyacı hissettiler)
  • 60. Elektrik direklerine tırmanmayacağım.
  • 68. İzne çıkış ve dönüşlerde birlik personali ve silah hakkında kimseye birşey anlatmayacağım.
  • 69. Kendimi kasten yaralayıp, sakatladığım veya herhangi bir suretle askerliğe elverişsiz hale getirdiğimden bir senden beş seneye kadar hapis cezasıyla cezalandırılacağım, seferberlikte on seneye kadar, düşman karşısında yapılmış ise ölüm cezası ile cezalandırılacağım tebliğ edilmiştir. (Tebliğ lafına hastayım, “biz söyledik oldu, sen de istesen de istemesen de yapacaksın”ın osmanlıca’sı. Kabul etmiyorum, tebellüğ eden kısmına imza atmayacağım deme şansın da yok. O zaman niye imzalatıyorsun ki, zaten zorla kabul ettiriyorsun, bu kibarlık niye)
  • 70. Herhangi bir olay vukuunda emre itaatsizlik ve tedbirsizlikten kanuni işlem yapılacağı tarafıma tebliğ edilmiştir.

Önceki posttan devam ediyorum, aynı komutanlık saati içinde geçen akla zarar konuşmaların devamı:

Ali Ö. (üsteğmen): Şimdi siz Amerika’yı Obama mı idare ediyor zannediyorsunuz?

Tribünde Konuşmalar: Haaaayır, Yahudiler idare ediyor.

Ali Ö: (Tribündeki sallamayarak) Amerika’nın bir beyin takımı var 2-3 milyonluk. Amerika’yı Obama değil bunlar idare ediyor. Amerikalılar’ın gerisi 60-70 IQ’su olan obez aptal insanlar.

Ben (içimden): Ooo konuş Ali baba konuş, burdan en az 4-5 blog postu çıkar bana.

İşin kötüsü Ali Ö.’nün bu düşüncelerinin askeri doktrinden bağımsız elde edildiğini düşünmüyorum. Onun gibi düşünen ve bu saçma sapan fikirlere inanan, ama gerçekten inanan bir sürü profesyonel olduğunu bilmek beni korkutuyor.